H a k k ı m ı z d a

HISRIM ŞARAPLARI

H ı s r ı m A i l e s i n i n Ş a r a p İ l e H i k a y e s i

Arapça’da üzümün olgunlaşmamış haline Hısrım denir. Türkçe’de ise halk arasında Koruk diye adlandırılır.

Yüzyıllar önce keşfedilmiş şifa dolu bu meyve, gün gelir 1700’lü yıllarda Mardin’de yaşamış bir ailenin lakabı olarak karşımıza çıkar. Ailenin bilinen birinci atası, bu Koruk’tan muhteşem bir pigment yaratır. Zira bu, o devirler için son derece önemli bir buluştur.

Ayrıca Koruk’tan hazırlanan kök boyalar, kumaşçılıkta, halıcılıkta ve bunun gibi bir çok sektörde de kullanılır. Aile fertlerinin üzüme ve koruğa olan yakınlıkları 325 yıl öncesinden solmadan, rengini kaybetmeden günümüze kadar bize eşlik eder. Bugün bile bu renk becerisini bizlere ispat edecek bir çok eser bulunmaktadır. 

HISRIM ŞARAPLARI

H ı s r ı m A i l e s i n i n T a r i h ç e s i

Soy Ağacımızda görüldüğü üzere, kökleri 1700’lü yıllarda başlayan, aile fertlerimizin hepsi 325 yıldır bu güne kadar hep Mardin’de yaşamıştır. Son yüzyılda çeşitli nedenlerle değişik ülkelere göç eden birçok akrabalarımız da bulunmaktadır. Şişe üzerinde görünen ve ikinci yüzyılda kurulduğu bilinen Süryani Kadim Mor Mihael Manastır Kilisesi nin bizler için en büyük önemi Hısrım ailesinin ilk kayıtlarının burada bulunmasıdır. Araştırmalarım sayesinde dünyanın 15 ülkesine dağılan Hısrım ailesi dışında, maalesef kayıp ve nerede yaşadıkları belli olmayan aile fertlerimiz de mevcuttur.

Her şeye rağmen teması koparmayan akrabalarımızla sürekli olarak görüşüyor zaman zaman da köklerini merak eden ve ülkemizi ziyaret eden ailelere, büyük bir keyifle kökenlerini anlatıyorum. 

Bana, rahmetli dedem, Cırcıs Hanaşe Güzeliş’ten miras kalan bu ağacın yaşatılabilmesi için 35 yıldır büyük bir çaba harcamaktayım. 1997 yılında Brezilya’ya yaptığım seyahat sayesinde ne mutlu bana ki bir çok akrabamla tanışma şansına sahip oldum. Bu seyahat hayatımda yaşadığım en muhteşem, en duygusal seyahatti. O gün takriben 120 kişi bu büyük buluşmaya katıldılar. Sanki her birimiz birbirimizi en son geçen hafta görmüştük; samimiydik ve duygusaldık.

Dedeleri 110 yıl önce Mardin’den göçen bu insanları ilk defa anayurdundan birileri ziyaret ediyordu. Bu deneyim bana, dünyanın öbür ucu da olsa, aile bağlarımızın her zaman kuvvetli olduğunu ve uzun yıllardır bu kuvvetle geliştiğini gösterdi.

Beş kardeş düşünün, elde avuçta hiçbir şey yok sadece bir valizle ve ailesi ile dünyanın öbür ucuna göç ediyorlar. Fakat her birinin cebinde Mardin den aldıkları Aile Ağacı kopyası ile göçüyorlar. Bu Brezilya seyahatimde bu Ağaçlara ulaşabilme şansım oldu.

Kağıtlar buram buram tarih ve aile kokuyorlardı.

hisrim-ailesinin-tarihcesi
aile-mirasi-4

Mardin’de yaşadığımız dönemlerde, ailemizin toplumuna vermiş olduğu sayısız hizmetleri ve eserleri de bulunmaktadır. Bunların bir çoğu günümüze kadar gelmişlerdir.

Hısrım ailesi içerisinde benim dedemin babası iş yaşamına kuyumculuk ile başladı. Yani ben 4. jenerasyon kuyumcuyum. Ben de bu mesleği atölyeler mutfağından öğrenmiş oldum. 7-8 yaşlarımda yaz tatillerinde öğrenmeye başladığım bu mesleği 55 yıldır Kapalıçarşı’da halen sürdürmekteyim.

Bu yüzden Mardin de atalarımızın bıraktıkları eserlerin hemen hemen hepsi el işçiliğine dayanıyorlar. 

İstanbul’da takriben soy ağacımıza ait 250 aile ferdi yaşamaktadır. Vefat etmişlerle ve halen yaşayanlarla birlikte ağacımızda takriben 660 kişi bulunmaktadır. Kayıp ailelerin katılımı ile bu sayı 800’lere ulaşabilir. 

Dedeleri 110 yıl önce Mardin’den göçen bu insanları ilk defa anayurdundan birileri ziyaret ediyordu. Bu deneyim bana, dünyanın öbür ucu da olsa, aile bağlarımızın her zaman kuvvetli olduğunu ve uzun yıllardır bu kuvvetle geliştiğini gösterdi.

Beş kardeş düşünün, elde avuçta hiçbir şey yok sadece bir valizle ve ailesi ile dünyanın öbür ucuna göç ediyorlar. Fakat her birinin cebinde Mardin den aldıkları Aile Ağacı kopyası ile göçüyorlar. Bu Brezilya seyahatimde bu Ağaçlara ulaşabilme şansım oldu.

Kağıtlar buram buram tarih ve aile kokuyorlardı.

Hısrım lakabı ile başlayan ailemiz bu güne kadar değişen şu isimlerle günümüze kadar gelmişlerdir.

Mardin’de Hanaşe lakabı çok kullanıldığından bu soyadı daha çok tanınmaktadır. Bu soyadı daha sonraları Güzeliş olarak değişiklik göstermiştir.

Şarabın en eski dönemlerde kullanıldığı bölge Mezopotamya’dır. Gerek verimli toprağı gerekse güneşi şarap üretimine her zaman uygun olmuştur.

Kuzey Mezopotamya Mardin yöresinde, Midin – Öğündük köyünde yüzlerce yıl önce yetişmiş olan üzüm ağaçlarına tekrar canlanması için büyük çabalar harcandı. Köy halkı yörenin en eski  üzüm  köklerini  büyük  bir  itina ve çaba ile  tekrar  şarap  yapılabilir  hale  getirildiler. Bu sayede yüzyıllar öncesinin üzümlerine ve eşsiz tadlarına ulaşabilmenin yollu açılmış oldu.

 
Çocukluğumda Mardin’de dedemin şaraplık üzümlerini, minik ayaklarımla ezdiğimi hatırlarım. Henüz yedi, sekiz yaşlarındaydım. Dedem Cırcıs Hanaşe Güzeliş, dedesi Hanna Helvacı Hısrım’dan öğrendiği gerçek ev şaraplarını yaparken, nasıl bir reçete uyguladığını keyifli keyifli anlatırdı bana. Rahmetli dedemin sesi hala kulaklarımdadır; Hatta ara ara bunları anlatırken duyduğu gurur ve yüzündeki gülümsemesi gözümün önüne gelir halen. 

Hısrım dedemizin kullandığı boya yüzyıllarca solmadan bozulmadan dayanırmış. Bu son derece zor ve karmaşık formüllü boyayı yapmak o kadar zormuş ki, ileriki zamanlarda bu zorluk bir atasözüne dönüşmüş. “Sanki Hısrım işimi dir ki, bu kadar zor bir şey olsun” anlamında kullanılarak dillere pelesenk olmuş, ilk Mardin seyahatimde cemaatten insanların bu deyimi halen kullanıyor olması beni son derece duygulandırmıştı.

Birkaç sene önce, tesadüfen elime geçen birtakım belgeler, bana o çocukluk yıllarımı, dedemin hatıralarını ve üzümlerini bir kez daha hatırlattı. Fark ettim ki, dedemin yöntemleri benim için en büyük kaynak ve benzersiz bir nimetti.

Zamanının geldiğini anladım.

Atalarımıza şükran borçluyum. Onları günümüzde yaşatmak, ailemizin adını yüceltmek ve en önemlisi bizde olanı dünyayla paylaşmak için bu projeyi hayata geçirme kararı aldım.

Bu geleneği en iyi şekilde günümüze nasıl uyarlarız diye, tüm imkanları seferber ederek, bu işin profesyonelleri ile temasa geçtim.

Sonunda ülkemizin değerli Önöloglarından Bay Saba Açıkgöz’ ün desteği ile muhteşem bir şarap ve gerçek bir hikaye meydana geldi; ve bu sayede kalitenin en üst seviyesine erişmiş olduk. 

koruk-hisrim
hisrim-saraplari

Bu hikaye Mardin’in ve Süryanilerin tarihçesidir. Bu günlere kazandırılması gerektiğine inanıyorum.

Ayrıca bu projeye, bambaşka bir anlam katmaktan hem gurur hem de mutluluk duymaktayım.

Değerli ailem yüzyıllardan beri Kiliselerine ve Manastırlarına sahip çıkıp yaşatabilmeleri için maddi ve manevi tüm imkanlarını kullanmışlardı. Ben de bu geleneği sürdürmekte kararlıyım.

Bu yüzden bu projeden elde edilen gelir maddi ihtiyaçları yüksek olan Deyrülzafaran Manastırına verilecektir.

Bu günkü imkanlar ve teknoloji desteği şarapçılığı bu bölgede çok değerli boyutlara ulaştırmaktadır.

Midin köyünün toprakları en kaliteli üzümlerin yetiştiği kadim topraklardır. Mardin in köylerinden olan Midin de yetişen ve yöresel adları Mazrona, Karkuş, Bılbızeki, Raşe Gurnik, Gavdoni, KıttıINefs olan üzümler Boğazkere, Öküzgözü tarzıdır. Bu üzümler Fransa’dan özel olarak getirtilen meşe fıçılarında 10 ay dinlendirilmektedir. Bu kaliteli topraklar, güneş ve şarap fıçıları içtiğiniz şaraba çok özel tatlar katmaktadır, iyi muhafaza edildiğinde 20 yıl civarında yıllanabilecek kapasitedirler.